ÇÖZÜM SONRASI TUZAĞA DÜŞMEMEK!

“Gündüz kandilini hazırlamayan, gece karanlığa razı demektir”  (Cenap Şahabettin)  

Çözüm sonrası tuzağa düşmemek!

 Barış… Hiç bu kadar yakın olmamıştı. İnşallah bu sefer tamam gibi... Türk-Kürt kardeşliğinin örtülen külleri kaldırılıyor. Doğu-Batı, Kuzey-Güney kucaklaşıyor… Barışın konuşulduğu anlarda, barışa engel tartışmalara girmenin faydası olmayacaktır. Ancak barıştan rahatsız olan, terörden beslenen bazı kesimlerin provokasyonlarına da fırsat verilmemelidir.  Barışla Türkiye’de ve Bölgede çok şey değişecek: ·         Bugüne kadar atıl olan, kullanılamayan tarım arazileri verimli hale gelecek, ·         Hayvancılık gelişecek, ·         Ekonomide kayıtdışılık azalacak, vergi gelirleri artacak, ·         Kaçak elektrik tüketimi kontrol altına alınacak, geniş kesimin haksız olarak ödediği “kaçak elektrik payı” azalacak, ·         Teröre ayrılan bütçe ve harcamalar daha verimli hizmet sahalarına aktarılacak, ·         Yatırım artacak, işsizlik oranı azalacak, ·         Seçimlerde uygulanır hale gelen “Baskı ve tehdit” yerini, normal demokratik seçimlere bırakacak, ·         Geçmişte kapatılmış (betonlanmış) petrol kuyularından petrol fışkıracak, ·         Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve askeri gücü artacak, bölgede istikrar unsuru olacak, ·         Uyuşturucu ve silah kaçakçılığı kontrol altına alınacak, ·         Kürtler gerçek kimliklerine kavuşacak,  Tamam, barış; çok güzel, neticeleri de çok olumlu tartışmasız! Ancak, bu barış; iki kişi arasında bir tartışmaya son vermiyor. Bölgesel ve Küresel boyutları ve tarafları var!  Devlet ve Hükümet yetkililerinin bu sahada duyarlı ve dikkatli olduğuna, hatta iyi eğitimli olduklarına inanıyoruz.  Buna rağmen, bazı hususlara dikkat çekmek istiyoruz: BİR: PKK ( Kürdistan İşçi Partisi) (Kürtçe: Partiya Karkerên Kurdistan) 1974 yılında Abdullah Öcalan tarafından kuruluyor. İlk silahlı eylem tarihi; 15 Ağustos 1984  Meclis Araştırma Komisyonu herhalde 1974-1984 dönemini, PKK kurucularından ve tetikçilerinden ziyade PKK’yı kimlerin kurdurmuş olabileceklerini, tetikçilerin destekçilerini de araştıracaktır!  İdeolojisi Marksizm-Leninizm üzerine kurulu PKK'nın başlangıçtaki amacının bağımsız sosyalist bir Kürt devleti kurmak olduğu ifade edilir. Peki, nasıl olurda Şeyh Said ve Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin torunları Müslüman Kürtler böyle bir PKK’yı destekler?  Ancak, bir tarihi gerçeğin altınını da çizmek gerekir: “Yavuz Sultan Selim Şah İsmail’e karşı Çaldıran’da (1514) kesin bir zafer kazanarak Safevi tehdidine büyük bir darbe indirir. Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından olan bu savaşta Anadolu’nun değişik bölgelerindeki Türkmen boyları Şah İsmail’i desteklerken Kürtler kendileri gibi Sünni olan Osmanlı’nın yanında yer alırlar. Bu tarihten itibaren Osmanlı hâkimiyeti altına gören Kürtler imparatorluğun dağılacağı 1918’e kadar Devlet-i Aliyye’ye sadakatle hizmet ederler. Hilafetin kaldırılması ve devrim sürecinin başlaması üzerine Şeyh Said önderliğinde Bingöl’ün Genç ilçesinde patlak veren ayaklanma (13 Şubat 1925), aynı zamanda Kürtler ile devlet arasında asırlardır devam eden tarihi uzlaşmanın da sonu olur. (Ömer Turan-Medeniyetlerin Çatıştığı Nokta Orta Doğu)   “Şeyh Said ayaklanması, şimdiye kadar Doğu Anadolu bölgesinde çıkan ayaklanmalara; hazırlanışı, uygulanışı ve sonuçları bakımından hiç benzemiyordu. O güne kadar çıkan ayaklamaların kökeninde, derebeylik ve yağma sebepleri yatarken, bu isyanda, cumhuriyete ve cumhuriyetin getirdiği temel ilkelere karşı koymak; Şeriat düzenini kurmak ve halifelik ile saltanatın yeniden kurulmasını sağlamak gibi sebepler yatıyordu. Her ne kadar bazıları bu ayaklanmanın “Bağımsız Kürdistan” devleti için yapıldığını iddia etse de Şeyh Said ayaklanmasında kullanılan dinsel tanılar ve karşı oldukları kavramlar açısından bakıldığında, olayın dini bir kimlikle ve dinsel bir giysi altında ortaya çıktığı açıkça görülür.” (Hasan Hüseyin Ceylan-Din/Devlet İlişkileri Cilt 1)  İKİ: Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Genel Kurulu’nda "PKK terörizmi" ifadesi, "çatışma" olarak değiştirildi. Bundan böyle, AKPM veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “PKK terör örgütü değildir” veya “PKK’lılar terörist değildir” gibi bir karar alacak olursa, bizler “ne yapalım, AİHM kararları bizleri bağlıyor, uymak zorundayız” mı diyeceğiz?  Ak Parti Ankara milletvekili, Başbakanın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, Başbakan Erdoğan’ınmilletin kabul etmeyeceği, hukuka, demokrasiye ve değerlere aykırı bir adım atmayacağına” dikkat çekiyor. "Öcalan özgür kalacak mı?" sorusuna ise "Öcalan'ın durumu, cezaevi şartları vesaire gibi konular bu süreçte konuşulmuş konular değil. Şu anda gündemimizde yer alan konular değil. Şu anki süreçte ve yakın vadede, sürecin bir parçası olarak konuşulmuş bir konu değil" cevabını veriyor!  “Hukuka aykırı bir adım atmayacağız” deniliyor. Doğru, hukuka aykırı zaten hareket edilmez! Hukuk denilen şey ne ki? Nihayet Mecliste 1-2 oturumluk bir müzakere meselesi değil mi?  Peki, yarın yeni hukuki düzenlemelerle (Anayasa veya kanunlarla) Öcalan’a ve sair PKK’lılara siyasi hakları iade edilir veya yeni haklar verilirse“hukuka uygun adım atıyoruz” mu denilecektir?  “Şu anki süreçte ve yakın vadede, sürecin bir parçası olarak konuşulmuş bir konu değil"ifadelerinden; “uzun vadede bu mesele konuşulabilecektir” anlaşılmaz mı?  ÜÇ: PKK’nın silah bırakıp yurt dışına çıkmasını; kuruluş gayesini terk ettiği, kendini fesih ettiği şeklinde mi anlamak lazım? Silahlarını bırakıp gitmeleri; “bundan böyle silahlanmayacaklar ve silah taşımayacaklar” anlamına mı gelir?  Bugüne kadar PKK sözcüsü ve temsilcisi olarak bilinen BDP’lilerin; adeta bayram edercesine bu çözüm sürecini desteklemesi, düşündürücü değil mi? Acaba ne gibi haklar elde etmiş olabilirler veya ümit etmiş olabilirler? “PKK dağda köşeye sıkıştı. Ya yok olacaklardı, ya da barış süreci ile yaşama haklarını elde etmiş olacaklardı. Bizler bu barışı hayatlarının bağışlanması karşılığı yapıyoruz” mu diyeceklerdir?  DÖRT: Yahudilerin Ortadoğu emelleri ve mücadele azimleri gizli değil! Teodor Herzl’in (1860-1904) Sultan Abdülhamid Han Hazretlerinin hal’indeki rolünü en iyi bu Hükümet üyelerinin bildiğine inanıyorum. Peki, tarih boyunca Yahudilerin emelleri değişmediğine ve değişmeyeceğine göre!.. İsrail’in özür dilemesinin çözüm sürecine denk gelmesi, acaba gerçekten tesadüf veya tevafuk olabilir mi?! Bu özür ile İsrailliler (Yahudiler) bu süreçte “söz sahibi olmak veya masada yer almak” istemiş olabilirler mi?  Evet… Netice itibariyle barış güzel! Ancak bu barışa gölge düşmemeli. Tedbir ve temkin elden bırakılmamalı. Bundan böyle bu süreçle alakalı yapılacak yeni hukuki düzenlemelerde, değil cümleye, her kelimeye dikkat edilmeli, gelecekte farklı yorumlanabilecek ifadelerden kaçınılmalıdır.  Cumhurbaşkanlığı seçimindeki 367. Madde krizi ve MİT Müsteşarının sorgulanması ile alakalı hukuki düzenlemelerden ibret alınmalıdır.    Tahlil, teşhis, tedavi… Sağlıklı tedavi; doğru bir teşhisle, doğru teşhis ise, iyi ve sağlıklı tahlille mümkündür. Eksik tahlil, yanlış teşhise ve haliyle eksik tedaviye sebep olacaktır.   “Her ormanı boş sanma, belki de kuytularında bir kaplan uyuyordur  (Şeyh Sadi) Vesselam… 28.04.2013      

www.giresunaktuel.com’da yazı…

YORUMLAR
Site İçinde Ara

Haftanın Sözü

“Aslan köpeklere baş olursa, köpeklerin her biri kendi karşısındakine aslan kesilir. Eğer aslanlara köpek baş olursa, o aslanların hepsi köpek olur.” (Yusuf Has Hacip)

Namaz Vakitleri
Giresun Hava Durumu
GİRESUN