Katılım Bankalarını Ne Kadar Tanıyoruz?..

Katılım bankalarının gelişememesinin sorumluları kimler?..

“Yolda laf atmak değil, adım atmak lazım. Yürümedikten sonra lafın manası kalmaz. (Sadi Şirazi)

Katılım Bankalarını Ne Kadar Tanıyoruz?..

Katılım Bankalarını Ne Kadar Tanıyoruz?..

Faizsiz bankalar olarak bilinen Katılım Bankaları ilk defa 16.12.1983 tarihinde (KHK ile) Özel Finans Kurumu unvanıyla finans sektörleri arasında yer alıyor.

1985 yılında Albaraka Türk ve Faisal Finans, 1989’da Kuveyt Türk, 1995’de İhlas Finans,1996 yılında Asya Finans faaliyete başlıyor. 

2001 krizinde taahhütlerini yerine getiremeyen İhlas Finans tasfiye ediliyor. 

1999’da Bankalar Kanunu kapsamına alınan Özel Finans Kurumları 2005 yılında Bankacılık Kanunu ile Katılım Bankası unvanına kavuşturuluyor.

1991 yılında kurulan (%100 yerli sermayeli ilk finans kurumu)  Anadolu Finans’ı 1999’da İstikbal Grubu'nun sahipleri Boydaklar devralıyor.

Ülker Grubu’na ait Family Finans (eski Faisal Finans) ile Anadolu Finans 2006’da Türkiye Finans Katılım Bankası unvanı altında birleşiyor. Türkiye Finans, hissesinin  % 60’ını 2008’de Suudi Arabistan’ın en büyük bankası The National Commercial Bank’a  (NCB) satıyor.

Türk Bankacılık Sektörü’nde  (Aralık 2013 itibarıyla) faaliyet gösteren 49 bankanın ancak 4 tanesi Katılım Bankası… 

11.986 şubenin 965’i ve 214.263 personelin de 16.800’ü katılım bankalarına ait. Müslüman bir ülkede günlük yaşayışımızın bir parçası haline gelen finans sektöründe faizli bankalara alternatif kuruluş olarak devreye giren katılım bankalarının müteşebbislerini kutlamak gerekir. Özellikle 2000 öncesi aşırı idari baskılara direnen ve yılmadan mücadeleye devam eden, haliyle ağır bedel ödeyen Albaraka Türük,  Faisal Finans ve Kuveyt Türk kurucu ve yöneticileri tebrik edilmelidir.

Katılım Bankaları, her ne kadar 29 yıllık mazisi olsa da gerçek hüviyetlerine 2005 yılında kavuşuyorlar. 2005’de Bankacılık Kanunu kapsamına alınmalarıyla büyük bir gelişme kaydedilmiş olmasına rağmen bu bankaların bankacılık sektöründeki payı bugün maalesef %6,5 seviyesindedir. 2000 yılından önce yeşil sermaye baskısı altında olan bu sektörün gelişememesi normal karşılanırdı. Lakin bugün, hukuki engeller ve idari baskılar ortadan kaldırılmışken, hatta diğer bankalarla eşit hizmet şartlarına kavuşturulmuşken, gelişmelerinin önünde hiçbir engel bulunmazken,  katılım bankalarının sektördeki payının hala %6,5 seviyelerinde olması çok düşündürücü!

***

Katılım bankalarının gelişememesinin sorumluları kimler?..

Bir Müslüman ülke insanına yakışmayacak bu acı tablonun sorumluları acaba kimlerdir?..

Her müessesede olduğu gibi bu kurumlarda da gözler, haliyle önce yöneticilere çevrilecektir. Tamam… Yöneticilerin muhtemelen payı büyük olabilir. Peki, “Ben de Müslüman’ım, ben de faize ve faizli muamelelere karşıyım” dediği halde bu müesseselere alaka göstermeyen hizmet taliplilerinin hiç mi sorumlulukları yoktur?

2000 öncesi siyasî ve idarî baskı yapanları hesaba katmıyoruz… Onlar vazifelerini yaptılar! Evvelen tabii ki banka yöneticileri sorgulanmalı!..

- Manevi değerlere bağlı, faize karşı hassas olan mütedeyyin insanlar faizli bankaların verdiği hizmetleri aynı şartlarla sizlerden alabiliyorsa niçin sizlere gelmiyor?

-  Verdiğiniz hizmet kalitesinde bir eksiklik mi var?

-  Kendinizi ve hizmetlerinizi yeterince bu kesime tanıtamadınız mı?

-  Menfaatini seven ve nerede daha fazla menfaat varsa oraya koşan insanımız niçin sizlere koşmuyor?

-  Diğer bankaların kredi kartlarına otomatik ödeme talimatında masrafsız hizmet verdiği yerde, sizler kredi kartından masraf alırsanız vatandaş sizleri niçin tercih etsin?!..

-  Diğer bankalar kefilsiz, teminatsız kredi vermek için cep telefonlarıyla vatandaşa mesaj gönderdiği bir ortamda, sizler 3-5 milyarlık bir teminat mektubunu dahi teminat karşılığında veremiyorsanız, “vatandaş bizi desteklemiyor” diye nasıl şikâyet edebilirsiniz?

-  Geçmiş dönemlerde mütedeyyin (namazlı, niyazlı görünümlü!) kişilerin istismarları neticesi “yoğurdu üfleyerek yemeyi tercih etmeniz” sizleri daha temkinli harekete sevk etmiş olabilir. Peki, iyi niyetli, samimi insanların makul taleplerine cevap verilmemesi sebebiyle onların (mevzuat kurbanlarının!) faizli bankalara mahkûm edilmesinin vebalini ve sorumluluğunu kimler üstlenecektir?

Bütün ciddi müessese ve kurumların web siteleri kendilerini tanıtmak ve mesaj vermek için en müessir vasıtadır. Adeta bu siteler müesseselerin aynasıdır. Katılım bankaların web siteleri de kendileri hakkında yeterli(!) bilgiyi sunmaktadır!..

-  Yönetim Kurulu üyelerine ve yöneticilere ulaşabilmek için e-mail adresleri dahi bulunmuyor! Ne hikmettir ki, sanki anlaşmışlarcasına bütün kurumlarda aynı hassasiyet(!) görülüyor.

-  Belki de aşırı şikâyetleri duymamak ve rahatsız edilmemek(!) için e-mail adresleri verilmemiş olabilir… Haksızlık yapmış olmayalım, bu bilgiler belki de ticari sırlar kapsamındadır! Öyle ki şubeleri arıyorsunuz, sadece adres karşınıza çıkıyor, şube müdürlerinin isimleri dahi zikredilmiyor… Demek ki şubeler hakkında bilgi verilmeye dahi ihtiyaç duyulmuyor!

Tepe yöneticilerinin ehliyet ve liyâkatini sorgulamak bizim haddimize değil… Ancak ehliyetsiz ve liyâkatsiz yöneticilerin verdiği zararlar Mesnevide bir hikâyede güzel özetlenmektedir:Cariyenin tedavisi neticesinde padişahın ihsanına uğramayı ümit eden doktorlar “bilmiyoruz”  demediler; birçok ilaçlar verdiler fakat hastayı tedavi edemediler. Hâlbuki kendilerinin bu tedaviden aciz kaldıklarını ve ehil bir doktor bulunması gerektiğini söyleyebilecek olgunlukta olsalardı, hasta o kadar sıkıntı çekmeyecek ve şifası gecikmeyecekti.”

Saniyen hizmet taliplileri sorgulanmalı!..

Ey faize ve faizli muamelelere karşı olduğunu iddia edenler! Farzedelim ki banka yöneticileri hizmette kusurlu davrandı, tanıtımı yeterince yapamadı… Ya sizler, faizsiz banka imkânı varken aynı hizmetleri, aynı şartlarda faizli bankalardan almaya nasıl devam ediyorsunuz?

Onlar size gelmediler ve sizi aramadılarsa, sizler onlara niçin gitmediniz? Hukukî veya malî sıkıntılarınızda “avukat veya mali müşavir bizi arayıp bulsun!” demiyor, avukatınızı ve mali müşavirinizi siz arayıp buluyorsunuz da… Sağlık problemlerinizde “doktor beni arayıp bulsun!” demeden doktorunuzu da buluyorsunuz… Peki,  faizsiz bankanızı niçin arayıp bulmuyorsunuz?

Faizli borçların ödenmesi hususunda, vadesini geciktirmeksizin (faize düşmeme korkusuyla değil, borcun daha fazla artmaması için!) hassas davranırken, katılım bankalarına olan borçlarda (nasıl olsa gecikmeden dolayı fark alınmıyor diye) ihmalkâr davranılırsa, bunun vebali ve sorumluluğu olmaz mı?

Bir Müslüman, ibadetle alakalı asgari ilmihal bilgileri mevzuunda “din görevlileri bize anlatmadılar, bizim de sorumluluğumuz yoktur!” demiyor, araştırma ihtiyacı hissediyor da, ticaretle alakalı ilmihal bilgilerini niçin araştırma ihtiyacı hissetmez? Birilerinin kusurlu hareketi bizlerin de kusurlu davranmasına gerekçe olabilir mi?

***

Katılım bankalarında çalışmak sorumluluk ister!..

Bir pazarlamacı sattığı malın özelliklerini bilmiyor ve malını iyi tanıtamıyorsa, başarılı olma ihtimali zayıftır. Katılım Bankaları personeli de hem bankacılık hizmetlerini en iyi şekilde bilmeli ve yapmalı, hem de (en az tepe yöneticiler veya şube müdürleri kadar) bankalarının diğer bankalardan farklılıklarını, özellikle Murabaha (Kurumsal Finansman Desteği),  Mudaraba (Kar-Zarar katılımı) ve Muşaraka (Ortaklık) hakkında yeterli bilgi sahibi olmak zorundadır.

Finans kuruluşları tanıtım faaliyetlerini müşterek yürütmeli…

Bu sektörde göze batan en büyük eksiklik; bu bankaların diğer bankalardan farkı ve verdiği hizmetlerin yeterince halk tarafından bilinmemesi… Halka öncelikle katılım bankasının farkı anlatılmalı. Vatandaşın faizsiz bankacılık hakkında hiçbir bilgisi yoksa bir (A) finans kuruluşunu tanımasının herhangi bir bankayı tanımasından ne farkı olacaktır?

Tesettürün ne olduğunu henüz bilmeyen bir kesime bir başörtüsü markasının reklamının yapılmasının anlamı ne ise, faizsiz bankayı henüz tanımayan bir kişiye bir finans kuruluşunun tanıtılması da o olsa gerek.

Finans kuruluşlarının fıkıh danışmanı âlimleri iller düzeyinde (3-4 bankanın danışmanlarıyla) müşterek istişarî toplantılar ve konferanslar tertiplemeli… Ticaret ve Esnaf Odaları, Meslek Odaları ve Sendikalar gibi STK ile koordineli çalışılmalı.

Ziraat, Halk ve Vakıflar Bankası biran önce katılım bankası statüsüne kavuşturulmalı veya geçiş sürecinde katılım bankalarının hizmetlerini de verir hale getirilmeli. Devlet bankalarının katılım bankaları kapsamında hizmet sunmaları hem tanıtıma büyük katkı sağlayacak, hem de rekabeti artıracağından faizli sistemden faizsiz sisteme geçişini hızlandıracaktır.

Katılım bankalarının faizli bankalara gitmeyen ‘yastık altı’ birikimlerini ekonomiye kazandırdığı bugün bilinen bir gerçek. Bu faizsiz sistem ne kadar tanıtılır, ne kadar desteklenir ve gelişirse; hem devlet ekonomisi kazanacak, hem sektör kazanacak, hem de iş camiası canlanacaktır.  

“Bir problemin güç olduğunu bana söyleme; eğer o zor olmasaydı, zaten bir problem olmazdı.” (Foch)

Vesselam…

11.05.2014

YORUMLAR
Site İçinde Ara

Haftanın Sözü

“Aslan köpeklere baş olursa, köpeklerin her biri kendi karşısındakine aslan kesilir. Eğer aslanlara köpek baş olursa, o aslanların hepsi köpek olur.” (Yusuf Has Hacip)

Namaz Vakitleri
Giresun Hava Durumu
GİRESUN